SUS BİRAZ.....

Sana yaralarımdan bahsedeceğim. Her gelenin eğilip baktığı, sarmak için türlü klişeler denediği ama her seferinde daha çok kanattığı yaralarımdan… sen, en sakındığın yerlerine iğneler batmasının ne demek olduğunu bilir misin? Daha kanayacak bir yerinin kalmadığında, başkalarının giderken açtığı yaraları, kendi kendine dağlayacak gücü bulamamayı?

     

     Sana, gidenlerin bıraktığı acılardan bahsetmeyeceğim; kalanların içimde yarattığı boşluktan bahsedeceğim. Varlığını yokluğundan alan bir boşluk içreyim.  Hiçbir ayraçın ayıramadığı, birbirine geçmiş sessizliğin karşıma geçip bağırmasısın içimde. Ve ben o sessizliğe konuştukça, aslında sadece senin kabuğuna seslendiğimi anlıyorum. Duvarlarına çarpan sesim bana geri dönüyor sessizliğimin içinden. Kulaklarımı yırtıyor kaybolmuş sesim. Sesim, sessizlik olarak çarpıyor yüzüme… sessizliğim… sus biraz!

     

      Sana, yalnızca içine düştüğünde içinde hissedebileceğin bir şeyden; “boşluk”tan bahsedeceğim. Çoğu kez kendi boşluğuma düşüp, senin boşluğunda ayağa kalkıyorum. Bir boşlukta tutunabileceğin tek şey, düştüğün boşluğun kendisidir. Yani sen şimdi gittin ya… yani ben yapayalnızım ya… senin bıraktığın yalnızlığa tutunuyorum… böyle bir şey işte boşlukta boşluğa tutunmak. Yokluğuna uzanırken boşluğuna düşmek; kendime yaslanmam oluyor en sonunda. Bir zaman sonra kendime dayanacak gücüm de kalmayacak. İşte o zaman içimdeki boşluğa düşüp, yine senin boşluğunda uyanacağım. Her gece… her gece… hep gece…

     

      Boşluk bir sessizlik, sessizlik bir boşluktur. Ölür gibi doğar, bitmeyecek gibi ölür. Boşluk işte… geçti sanırken hep içinde oturduğun…  kaçtıkça sığındığın olur zamanla. Sığındıkça da kaçtığın. Kaybedilenin bıraktığı yokluk hissidir, yokluğun kardeşidir boşluk. Giderken bana armağan ettiğindir.

    

     Giderken kalanlarındır.

     Giderken gittiğin, gelirken kaldığındır.

     Beni kendime dahi merhametsiz bırakışındır. Hayatımın küçük ve kısa boşluklarında büyüyüp, hayatımın kendisi olandır.

Boşluk…içimdeki koca meydan. Koca meydanın içindekiyim. Bana o kadar çok şey verdi ki ve benden o kadar çok götürdü ki bıraktığın boşluklar; bir boşlukta kendimle tanıştım bir başka boşlukta kendimi tanıyamadım.

     Bana beni aratıp, kendini bulduran yar… o kadar sıkı ki boşluğun, şimdi senin boşluğunu hiçbir boşluk kandıramayacak…

    

      Sana unutamayanların öykülerinden bahsedeceğim. Çarpıp çıkılmış, pervazı kırık, ardına kadar açık kalmış, kilit tutmaz kapılardan…  sürgüsü parçalanmış her kırık kapının eşiğinde bir “unutamayan” çömelmiştir. Unutmanın kapı eşiğinde, unutmamakla cezalandırılmış bir unutmama sürgünü… senden önce benim de kapılarım vardı; açıldığında mevsimler uğurlayan, mevsimler kucaklayan… kapılarım vardı avazları yutan, sessizliğe sunak olan… şimdi kendi sesinden ürker o kapılar. Kendisini kimin çalacağını bilmeyen kapılarım vardı benim de… sormadan girişinden sonra bir daha kimseye açılmadı. Bana bile…

     

     Şimdi çıkarken kırdığın o kapıdan, sadece fırtınalar giriyor içeri. Kendim kapı olsam neye yarar, ne açılıyor ne kapanabiliyorum… ve kimse içimden geçmiyor… 

     

     Sana pişmanlıklardan bahsedeceğim. Suçluyken bile sana hiç uğramayan, masumken dahi benden hiç gitmeyen… Keşke’lerin ev sahibi, artçı sarsıntıların başlayışı olan pişmanlıklardan bahsedeceğim… bir uslanmazlık sunamazsa, arlanmazlığı da peşinden getiren…

     

    Sen kendi pişmanlıklarını bile görmezden gelirken, ben pişman olduğuma pişman oluyorum her boşluğa düşüşte. Bir nedamet hırkası  bu; üstümden hiç çıkartamadığım…  oysaki senin ruhunun kırık hafızasını oluşturur pişmanlık. Benim geri sayım bildiğimdir pişmanlık… sende etkisiz eleman. Pişmanlık, insanın eksikliklerine ve kendi yarattığı hatalarına, yine kendisinin kestiği bir cezadır. Sen o cezayı hep ödül bildin. Her yeni pişmanlık, sende hep eski yaraları kanatırken, bugünün hesabını dünlere ödettin. Senden yarınlara, iflah olmaz bir pişmanlık kaçağı kaldı. Bana haram olan her avuntu sana helal şimdi.

     

    Payına düşen-düşmeyen tüm avuntuları kendine yonta yonta, beni avuntusuz bir hiçlikte bıraktın. Şimdi bunca yok oluşumun ardına “sana benden bahsedeceğim” desem, dilsiz ve sessiz konuşmalarımla, yine kendimi boğarım… işte bu yüzden; yokluğun varlığı olan sessizliğim; sus biraz!

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !